Ya benim dediğim ölecek, ya benim dediğim olacak!

Ruhları birbirine benzeyen insanların arasında bir çekim gücü vardır. Mesale bir güruhun içinde bazıları, istemsizce ve aynı anda birbirine bakarak anlaşma yaparlar. Bunu onlar dışında kimseler anlamaz. Bilakis, bu yalnızca onlar arasında da olmaz.

Saniyeler içinde başka başka kişiler arasında da yaşanır. Birbirine benzeyen bu insanlar, bir şekilde ortak bir çatı bulup bir araya gelirler. Bu bir fikir olur, bir bağ olur ama herhangi bir şeye sebep olur. İyi veya kötü… Ben bu çatının, olumsuz tarafından, kötü diye nitelendirdiğim insanlara değineceğim. İçlerindeki kibir ve öfkeyi artık bastırmakta zorlanan bu insanlar, bunu dışa vuracak ve kendilerini rahatlatacak yolların arayışına girerler.

Artık idleri devreye giren bu insanlar, kendilerini iyi ve haklı hissetmek için, içlerindeki şiddeti açığa çıkaracak, belli sebepler arar ve mutlaka bulurlar. Hele ki bu sebepler bir güruhun ortak sebepleri olmuşsa, dışa vuracakları kibir, öfke ve cehaletin kimse önüne geçemez.

Böyle insanların kimden veya kimlerden nefret ettiği, onlar için, pek de önemli değildir. Onlar için önemli olan, buldukları sebeplerin onları ne derecede haklı çıkaracağı ve şiddetini meşru göstereceğidir.

Elbette saldırganlıklarını ve içlerinde ki canavarı salmak için, milliyetçiliği, dini, dili, cinsiyetçiliği, mezhepçiliği, taraftarlığı, tarzı ve akıllarına gelebilecek daha birçok şeyi kullanırlar. Değerli okurlarım, kesinlikle bu kavramları kullanan herkesi hedef göstermiyorum.

Bunları kullanıp, şiddet uygulayanlara atıfta bulunuyorum. Atıfta bulunduğum bu kesimin asıl amaçı, kendilerine göre zayıf  bir kitleyi hedef seçip, bu kalkanlarıda kullanarak, onlara gözü kapalı saldırmaktır. Mesala bunlar, kendilerini iyi hissetmek ve haklı göstermek adına, belli sözcükleri sloganlaştırarak öne sürerler. Ben dinciyim, ben vatanseverim, ben dilimi çok severim, ben milliyetçiyim, ben sadık bir X taraftarıyım, benim cinsiyetim ondan üstün, ben en güçlüyüm, benim dediğim olacak....

Bunlar şiddeti meşrulaştıran sloganlardır. Kimse böyle şeyleri bahane edip, başka kişiler üzerinde baskı ve şiddet uygulayamaz. Ayrıca kime sorsan o iyi, o haklıdır.

Saldırganlıklarını meşrulaştırmak için kullanan bu insanlardan çoğunun hayatlarına bakacak olursak, millet sevgisinin yerine bencillik, dinin yerine dincilik, namusun yerine namussuzluk ve namus bekçiliği gibi birçok çelişkiye karşılaşırız. Belki aranızdan bazıları, bu kavramlar hakkından böyle kesin genellemeler yapıyorum diye abartılı  buluyordur.

Lütfen anlayın! Hiçbir şey, psikolojik veya fiziksel şiddeti meşrulaştırmak için gerekçe sayılamaz. Farz edelim ki, saldırganlıklarını ört bas ettikleri, bu gerekçelerde haklılar. Peki hayvanları niye öldürüyorlar yada onlara neden tecavüz ediyorlar!

Yoksa hayvanların da mı farklı oluşuna tahammül edemiyorlar? 

Biz, tuhaf psikolojik ataklar geçiren bir toplumuz. Hem diğerlerinden farklı olduğumuz için böbürleniriz, hem de bizden farklı olanlara tahammül etmez, hayatı onlara zehir ederiz. Biz böyleyiz; bir şeylerin arafında çırpınırken, başkalarını yaralamaktan çekinmiyoruz.

Samimi süylüyorum, ruhlarımızın tedaviye ihtiyacı var. Çünkü, değil başkalarına, kendimize bile tahammülümüz kalmamış. Benciliz hatta abartmıyorum çok benciliz. En iyisi ben olacağım,en üstünü ben olacağım ve hep benim dediğim olacak psikolojisinden kurtulamıyoruz. İçimizdeki amansız kibir ve öfke, patlamak için uygun zamanı bekleyen bir volkan gibi, can yakmayı bekliyor.

Mesela hayvanlar, birbirine durup dururken zarar vermez. İnsanlarda hayvanlara, bitkilere ve birbirlerine asla zarar vermezler, demek isterdim ama üzgünüm. İnsanlar yeryüzündeki en saldırgan varlıklardır.

Mesela bazı şeyler, bizim tercihimize bağlı değildir. İyiki de değildir. Çünkü en güzelini, en özelini ve en güçlü duranı seçerdik. En iyisi hiç umrumuzda olmazdı. En üstünü olmak isterdik, en güçlüsü…

Aksini iddia etmeye çalışırsam, önce kendimi sonra da sizleri kandırmış olacağım. Kutsal kitabımızda, İnsanoğlu’nun yaratılış olarak diğer tüm varlıklardan üstün olduğu yazılıyor. Evet, yaratılış olarak belki üstünüz ama ruhen çok aşağılık varlıklar olduğumuz ortada.

Mesela hayvanlar birbirlerine çok nadir savaş açarlar. Onların tek savaşı, hayatta kalma mücadelesinde, zincirleme bir döngünün parçası olmalarıdır. Bunun dışında birbirlerine büyük, yıkıcı savaşlar açmazlar. Hatta kendi besin gurubuna girmeyen diğer gurupların varlığını hiç takmazlar. Bir belgeselde izlemiştim; Su aygırları ve Gergedanlar, üzerlerine konan onlarca kuşa aldırmazlar.

O kuşlar bazen öylesine konarlar bazen de onların derilerinde gezinen pire gibi küçük canlılardan beslenmek için konarlar. Ama sonuç olarak, saldırgan türleri saymazsak, beslenmek için avlanırlar. Fakat şu çok üstün insanoğlu, hayvanları göstererek, birbirini aşağılamaktan asla vazgeçmez. “Kuş kadar beyni var, it gibi, hayvan mısın?” gibi imalarda bulununca kendimizi gayet üstün hissediyoruz. Oh be ne kadar da basitmiş, üstün zannetmek!

Mesela kuş türlerinden örnek verecek olursak; kuşlarda sabit fikir, kin gütmek, üstünlük gibi duygular yoktur. Aksi durumda yeryüzündeki savaşlara göğüs geren insanlar, cesaretini toplamak için, gökyüzünün hangi boşluğuna bakışlarını dikecekti!  Yeryüzündeki çaresizliklere bir umut fısıldayan o kanatlılar, bize özgürlüğü ve gökyüzünün sonsuz güzelliğini her seferinde  nasıl hatırlatacaklardı!

Kuşların tek derdi vahşi yaşamda hayatta kalmak ve gökyüzüne, özgürce, kanatlarını açıp süzülebilmektir. Örneğin serçeler ve güvercinler kendi aralarında gökyüzüne sahip olmanın savaşını açmazlar. Ya da yalnızca geceleri çıkan yarasalar, gündüzleri de bütün gökyüzü bizim olacak diye diğer kuşlara savaş açmazlar. Sadede gelecek olusak, hayvanların  vahşi yaşam döngüsüne ve insanlara rağmen tek dertleri hayatta kalmak olmuştur.

Oysa ne acıdır ki hayvandan üstün olduğunu iddia eden bizler hayatta kalmak, karnını doyurmak ve zincirlemenin bir döngüsü olduğumuz için değil; kibir, nefretten dolayı kutuplara ayrılıp çatışıyoruz.

Bizler, hiç görmediğimiz yerler ve hiç tanımadığımız insanlar hakkında önyargıda bulunmanın kolaylığından kaçmıyoruz.  Bizim gibi bilmeden konuşan-yaşayan başka insanlarda temeli sağlam gibi görünen bu düşüncelerimizi, kendi bakış açılarına kopyalayacaklar.

Alın size kör ve cahil bir insan sürüsü. Birbirimize telafisi olmayacak zararlar verirken, yorulmaya başlayacağız ve sonra birbirimize hesap soracak, faturayı kesecek birilerini arayacağız. Kim haklı, kim haksız, kim bizleri bu noktaya getirdi?

Aramızda örülmüş bu kirli duvarların ve ötekileştirmenin hesabını, bizi ezbere almış yeni nesilden soracağız. Sonra çıkıp “ yok efendim bu nesil de çok asabi, çok öfkeli, çok inatçı” diye yakınacağız. Bir insanoğlu da çıkıp “ bunlar bizim meyvelerimiz, bizim ekşiliğimizi taşıyorlar” demeyecek.

Dedirtmeyeceğiz. Üzülmeyin demeyeceğim. Üzülün, çünkü bu gidişle bu döngü hep böyle sürecek ve böyle böyle üreyip dünyayı karanlığa boğacağız. Kayıtsız kaldığımız bu çelişkiyi dile getiren, karanlığı yarınlara kavuşturacak olan aydınlığı bastırıp yok edeceğiz. Bizden geriye kan kokusu, öfke ve çaresizlik kalacak. Üzgünüm, biz bu kadarız ve korkarım başka eserimiz olmayacak. Fazla umutsuz olmayın. “Böyle devam ederse” diyorum. Yani hala bir umut var. Saygılarımla, özgür kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Öztürk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberleri | Gaziantep Son Dakika Haberleri | Yerel Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberleri | Gaziantep Son Dakika Haberleri | Yerel Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Gaziantep Markaları

Gaziantep Haberleri | Gaziantep Son Dakika Haberleri | Yerel Haberler, Gaziantep ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 212 02 41
Reklam bilgi

Anket Size göre Gaziantep pahalı bir şehir mi?