Üç Dünyadan Üç Kadına

Gezegenlerin güneş etrafındaki dolanma yörüngelerinde, ufak bir değişikliğin yaşanması çarpışmalara neden olabilir. Yani dünyamızın başka gezegenlere çarpması veya başka gezegenlerin bizim dünyamıza çarpması, her an için, muhtemel bir durum. Genel bakacak olursak; evrenin birer noktası sayılacak bu gezegenler arasında yaşanacak olan, herhangi bir hareketliliğe müdahale edebilir miyiz?

Cevap kesinlikle Hayır. Biz evrende tek bir nokta kadar yer kaplayan gezegenlerden bir tanesinin, tek başına bir evren olduğunu farz edersek, biz bir noktadan bile daha küçüğüz. Atomun görünmeyen birer parçacıkları gibiyiz. Peki kendimizi evrenin devasa ve sayısız gezegenlerinden veya taşlarından daha büyük hissettiren ne olabilir?

Bu sorunun cevabını, düşünebilme bilincinde olan birçok kişiye sordum. Çoğunluğun verdiği cevaba göre ego , geriye kalan bir kısmına göre gelenekler ve ataerkil zihniyet , çok az bir kısmına göre ise bizi bu hale getiren kötü yaşam koşulları oldu. Kafam karıştı ve bildiğim herşeyi bir kenara bırakıp tekrar-en baştan düşünmeye başladım ama inanınki insanlığın vardığı bu noktaya genel bir tanı koyamadım.

Pardon yanlış oldu. İnsanlığın vardığı bu nokta dedim, beni bağışlayın. İnsanlar var olduğundan beri aynı çamurun içinde birbirlerini dibe iterek, yukarı çıkmaya çalışmadı mı zaten! İnsanlık bu noktaya varmadı. İnsanlık bu noktada var oldu ve bir kısmı uyanıp kendini bulma mücadelesine girdi veya içinde… Geriye kalanı da var olageldiği gibi varlığını sürdürmeye çalışıyor.

Postmodern dünyada medenileştirilmeye çalışılan bu noktacıklar içinde, barbarlığını medeniyetle süsleyerek yaşayan, zararlı noktacıklar içinde devleşmeye başlayan zorbalıkla, toplumlara ciddi zararlar vermektedirler. Eskiden “kendini bir şey zannediyorsun” lafı vardı. Şimdiki zamanda o lafın tarihi geçti ve maalesefki o lafı mumla arar olduk.

Çünkü tek başına bir insan, kendini bir şey zannetmiyor, çok şey zannediyor. Bu insan kendini çok şey zannederken, çok şeyi de mahvediyor ya da yok ediyor. Aman Allah’ım 4.5 milyar yaşında olan ve sayısız canlıya yaşam alanı sunan dünyamız, ömrü boyunca komşusu olan diğer gezegenlere zarar vermedi. Bizim ortalama ömrümüz kaç ki etrafımıza bu kadar zarar veriyoruz! Biz kimiz ve ne kadar büyüğüz ki başka yaşamların sonu oluyoruz!

Üç dünyadan üç kadına mı demiştim?

Evrende tek bir dünya var ve diğer gezegenlerin de kendi adları var. Yani ben şimdi yaşam imkanı sınırlı veya hiç olan başka gezegenlerede mi dünya demiş oldum? Merkür, Venüs, Jüpiter, Mars…lütfen beni bağışlayın. Fakat ben dünya derken, içimizdeki derin dünyayı kastetmiştim. Milyarlarca yıl evrendeki boşlukta asılı duran bu gezegenler birbirine hiç çarpmamıştır ama bu herhangi bir hareketlilikte, birbirlerini etkilemeyecekleri anlamına da gelmesin. Bence bu sonsuz boşluktaki önemli tek bir hareket diğer bazı gezegen ve taşları etkileyecektir. Her neyse hadi artık şu tümdengelimin nihai hedefine inelim.

Toplumda tek bir bireyin yaşadığı kötü bir olayda diğer insanları etkileyecektir. Mesela Ayşe teyzenin kümesinden tavuğunu çalan tilki, bu gün olmasa bile yarın diğer komşuların kümeslerine dadanacaktır. Bu böyle biline. Mesela bana dokunmayan yılan 1000 yaşasın diyenler, 1001’ini yılında sıranın ona da geleceğini bilsinler. Bu gün bana, eğer susarsan yarın da sana. Üç dünya demiştim, üç de kadın. Üç olayın üçü de Muş’ta gerçekleşiyor. Toplumun yaygın diliyle anlatacağım, bağışlayın.

Genç bir oğlan genç bir kızı seviyor. Kız oğlanı sevmiyor. Bu karşılıksız aşk mı desem, saplantı mı desem zamanla inada dönüşüyor. Hikayenin sonunda aşk mı, saplantı mı yoksa zorbalık mı olduğuna siz karar vereceksiniz. Oğlan ciddi bir suç işliyor ve 26 yıl hapis cezası alıyor.

Cezaevine giriyor ve burdan kıza baskı yapıyor. Bir gün elinde ağır silahlarla 8-10 kişi kızın evini basıyor ve kızı kaçırıyorlar. Kızın ailesine vermiş oldukları zararı bilmiyorum. Kızı bir şekilde tehdit edip, cezaevindeki oğlan ile nikahını kıyıyorlar. Bu kız sevmediği biri ile tehdit edilerek evlendiriliyor. Üstelik bu kişi 26 yıl boyunca hapis yatacak ve çıktığında kıza ne tür şiddetler uygulayacağı malum. Toplumda buna aşk adını koyup, romantikleştirecek zihniyetler yaygın ama ben bu zihniyetleri bastıracak güçlü bir kitlenin var olduğuna inanıyorum. Bu kitlenin, bir an önce mağdur olan bu kadın veya kadınların sesi olmasını umut ediyorum.

Yine kendini aşk adamı zanneden bir oğlan, bir kızı seviyor( yani sevdiğini iddia ediyor). Tabi bu olay yıllar önce gerçekleşiyor ve yaşanan son olaylardan ötürü tekrar dile geliyor. Kız Muşlu, oğlan Erzurumlu. Oğlan bir gün çıkıp bu kızı zorla kaçırıyor. Malum, ataerkil zihniyetli bazı aileler kızlarının bakireliği kimin tarafından bozulmuşsa, kızlarını artık ona helal sayarlar.

Rezil olmaktan korkarlar, namusu bir kadının bacak arasına bağlarlar. Bu kızın ailesi, istemeden de olsa kızlarının bu adamla evlenmesine müsaade ediyorlar. Bu evlilikten dört çocuk dünyaya geliyor. Fakat geçen bu yıllar içinde kadın, kocasından sürekli şiddet görüyor. Yaşadıklarına artık dayanamayan kadın küsüp baba evine(toplum dilinde) gidiyor.

Fakat ailenin damadı, yıllar içinde bu zorbalığını geliştirmiş olmalı ki yeni planlar için kollarını sıvıyor. Dikkatinizi çekerim, yine ağır silahlarla altı adam kızın baba evini basıyorlar. Plan şu: anne baba ve kardeşleri bağlayıp kızı evden zorla götürecekler. Fakat plan ellerinde patlıyor. Çünkü kızın babası da yıllar önce verdiği kararın yanlış olduğunu, bu günkü sonuçlardan, anlamış olmalı ki kızını vermemekte direniyor. Kız tarafı da silahlarla karşılık veriyor. Her iki tarafın ağır silahlarla çatışması olayı açığa çıkarıyor ve jandarma olaya müdahale ediyor.

Sizce olay burda bitti de herkes köşesine çekildi mi? Hayır. Zorbalığı güç zanneden bir zihniyet ve dört çocuk söz konusu.

Mutlu görünen bir evlilik ve evliliğin henüz dokuzuncu ayında boşanmak isteyen 23 yaşındaki bir kadın. Ailesine boşanmak istediğini söylediğinde büyük tepkilerle karşılaşıyor. Ailesi “bizi ve kendini rezil mi edeceksin. Boşanamazsın” diyor ve kızına sırt çeviriyor. Üç aylık hamile olduğunu bile bilimeyen bu kadının, görünürde eşiyle bir sorunu yoktur.

Belki vardı, belki de yoktu. Bilmiyorum. Fakat burada söz konusu olan, ailesinin ona sert bir dille sırt çevirmesi ve bir gece ,eşinin silahıyla kendini kalbinden vurarak, yaşama veda etmesidir. Hiç kimse veya hiçbir değer, ebeveynler için evlatlarından daha önemli olmamalıdır. Kaç yaşına kadar büyüttüğün, sevdiğin, sarıldığın, birlikte ağladığın evladını, bir başkasını sevmiyor diye gözden çıkarıyorsan aklından şüphe ederim.

Başını yastığa her koyduğunda, içinde nelerin parçalandığı hiç mi hiç umurunda olmayan o komşularının veya akrabalarının lafı için evladını gözden çıkarıyorsan vicdanından şüphe ederim. Değerli okuyucularım, daha konuşacak çok şey var.

Saygılarımla, özgür kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Öztürk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberleri | Gaziantep Son Dakika Haberleri | Yerel Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberleri | Gaziantep Son Dakika Haberleri | Yerel Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (532) 212 02 41
Reklam bilgi

Anket Size göre Gaziantep pahalı bir şehir mi?

503 Service Unavailable

Error 503 Service Unavailable

Service Unavailable

Guru Meditation:

XID: 23693872


Varnish cache server