Son Dakika Haberleri

Şehidin sonsuz sevdası

Biz aynı meslekte çalışan iki yakın arkadaş, daha doğrusu sırdaş, birbirimizin sağ koluyduk Sarp’ı tanıyalı on yıl olmuştu.

İsmi gibi çetin, güçlü görünsede onun yüreği yufka gibiydi. Çok iyi tanıyordum onu, her şeyini biliyordum, bir tek şeyi hariç, onu da şehit düşmezden bir gece önce anlattı.

Çok durgundu, yorgundu o gece. “Hayırdır usta neyin var?” dedim, gözleri dolu “yok bir şey usta, ver bir çay da içelim” dedi.

İki çay aldım, karşısına geçtim. “Anlat ustam” dedim. Yaşlar süzüldü dağ gibi adamın gözlerinden, sanki biliyordu şehit olacağını; “usta beni son kez dinler misin?” dedi. “Sen benim dostumsun tabi ki dinlerim, derdin derdimdir çare olayım anlat” dedim. Ağlayarak başladı anlatmaya.


Sarp’ın gerçek hikâyesini kendi ağzından dinleyelim:


Anadolu'nun küçük bir köyünde babam çiftçilik yaparak geçimimizi sağlamaya çalışıyordu. Aile kalabalık olduğu için tabi zor oluyordu. Babamın şoförlüğü vardı, Muğla'dan iş teklifi geldi minibüs şoförlüğü için, Muğla Milas’a taşındık ben lise ikiye gidiyorum o sıralar.

Sevda’yı lise ikide tanıdım, lise bitene kadar hiç bir şey diyemedim, tek kelime edemedim. Lise bitince korkumu yendim ve aradım ev telefonundan: “sevdiğimi söyledim, görüşelim mi? konuşalım mı?” dedim. Düşünmesi gerektiğini söyledi.


Arkadaşlarla bir gezi organize ettik, başka bir ilçeye, Sevda'yı da davet ettim. Kabul etti, güzel bir sahil kenarıydı gittiğimiz yer. Orada guruptan biraz geride kaldım, o da bekledi. Anladım ki konuşmak istiyor, kalbim hiçbir zaman böyle hızlı atmamıştı.

O zamana kadar konuşamadım. Yaklaşınca gülümsedi "söyle bakalım" dedi. Cevap verememiştim, hiçbir zaman yapmamıştım ki bilmiyordum da acemiydim hem o zamanlar. Bu tür şeyler ayıp kaçardı. "Söyle hadi" dedi. Ağzım açılıyor ama cümleler çıkmıyordu, tutuklu kaldım öyle.

Arkamdan (ensemden) onun samimi kız arkadaşı bağırdı. "Söylesene aptal sevdiğini" diye. Sevda kızgın baktı ona, yere çöktüm. İki dizimin üstüne, gözlerim hep yerdeydi zaten utançtan, korkudan. O da eğildi "yüzüme bak" dedi yumuşak bir ses tonuyla. Söyleyeceğim bekle bir dakika diyebildim ancak, elimi tuttu "kalk bakalım ayağa" dedi. Bırakmadı elimi, parmaklarını parmaklarıma kilitledi.

Son bir cesaretle "ilk gördüğümden beri hoşlanıyorum senden" dedim. Ufak adımlarla yürüyoruz grubun tam tersi istikametinde "benim ne hissettiğimi sormayacak mısın" dedi. "Sevmeyi yeni öğrendim, sevilmek ne haddime" dedim. Anında sarıldı koluma "söz ver biz hiç ayrılmayalım olur mu" dedi. "Söz bir, Allah bir" dedim. Belki yirmi dakika, bilemedin yarım saat elimi tuttu. Bir iki dakika da koluma sarıldı.

Araç bizi bekliyordu, koşar adımlarla yürüyorduk ama hiç acelesi yoktu onun, gülümsüyordu sürekli. Minibüse binerken kız arkadaşına yalvardı, "hareket edince araç cam kenarına ben geçebilir miyim?" dedi. şoförün hemen arkası. Yirmi kişilik pejo minibüsler. Kalktım yer değiştirdik.

Önce ayakta durdum rahatsız olmasın diye sonra işaretle oturmamı istedi yanındaki koltuğa. Sol elim dizimin üstündeydi, çaktırmıyorduk kimseye. "sigara içmiyorsun" dedi. "İçmiyorum" dedim. "Neden?" dedi. "Beceremedim bir kaç kere denedim, boğazım yandı" dedim. Çantasına elini attı o sırada, hırka tarzı ince bir şey vardı. Onu bana verdi, kafamı çevirip yüzüne bakamıyordum.

Soru sorsa da cevap verirken bakabilsem diye dua ediyordum içimden. Acı acı lastik sesi sonra bomba gibi bir ses geldi. Ne kadar baygındım bilmiyorum, yüzüm yanıyordu. Göremedim karanlıkta yüzümün yandığını hissediyordum, gözümü açtığımda yüzüm asfalttaydı. Bir teyze başımda ağlıyordu sonra sıra arkadaşım ayağımdan çekiyordu yoldan dışarı.

Ne kadar süre geçti hatırlamıyordum, gözüm Sevda'yı arıyordu. Tekrar tekrar baktım. Gazete örtmüşler birinin üstüne. Elbisesi az gözüküyordu. Tanıdım Sevda'ydı yatan, inanamadım. Sonra beni ambulansla hastaneye götürdüler. Hastane koridoru yaz gününde, üstelik Muğla Milas gibi bir yerde çok soğuktu. Hastanede abimi ve babamı gördüm. Utandım, konuşamadım.

Onunda babası ve annesi geldi. Sordular kızlarını hastane çalışanlarına, alt katta dediler. Anlamadım, oysa zaten giriş kattayız. Abim babama "ölen onların çocuğuymuş baba" dedi. Küt diye düşmüşüm yere. Ertesi gün Umut geldi beni mezarlığa götürdü. Babasından yine arabayı kaçırmış. Uzaktan bakıyorduk kalabalığa, giremedik mezarlığa. Cenaze tabutla geldi.

Ağıtlar, feryat figan, kız kardeşi bağırdı. Gel be kitapsız buraya diye. Dayısı koluma girdi zorla mezarın yanına gittim. Bütün ailesini tanıyordum. Kız kardeşi gir be içeri diye bağırdı. Düşünmeden atladım, mezarın içine diz çöktüm. Dayısı da indi mezara. Umut polis yok mu diye bağırıyordu.

Sanırım çocuğun ağzını tuttular belki de vurdular bilmiyorum. Açtılar tabutu, yukarıdan verdiler gelinlikli yârimi kucağıma. Bırakmadım, bırakamadım. Canlısına sarılamadığım yârimin soğuk cansız bedenine sarılmıştım. Gözyaşlarım gelinliği ıslattı, "bırak artık oğlum" dedi birisi. "Çık artık" dedi tahtaları koyarken başka birisi. "Atın toprağı" dedim. Başım yerde her zaman ki gibi.

Biri ensemden biri kolumdan yaka paça çektiler. Daha doğrulmadan kürekle vurdu sırtıma birisi. Sanırım kız kardeşiydi, belim kırıldı aman Allah'ım yapıştım yere. Başkasının yardımı ile zor doğruldum. "İki kürek toprak at git buradan" dediler. Avuçlarımla ne kadar atabildiysem.

Kıyamadım sevdiceğimin üstüne kara toprak atmaya. Ölüm yakışmamıştı gül yüzlü yârime. Mezarın başında yemin ettim: "Söz bir Allah bir ayrılmak olmasın be bize" diye bağırdım son kez. Ayrıldım mezarlıktan, zaten duramazdım artık orada. Boğuyordu onsuz koca şehir beni, gitmeliyim dedim kendime. Şehirden kaçmak istiyordum o yüzden yüksek okulu hep uzaklara yazdım.

Bir daha dönmek istemiyordum oralara. Göreve yeni başlamışım İstanbul'dayım. Bir telefon geldi. Ödüm koptu, Sevda beni arıyordu. Sesinden tanıdım, "Lan it haftaya burada ol gelin gidiyorum" dedi kapattı kız kardeşi Gülcan. Ses aynı Sevda'nın sesiydi. Hiç düşünmeden gittim düğüne.

Aynı evdelerdi, aradan koca beş yıl geçmişti. Ben yine oradaydım, oysa oraya bir daha gitmeyi aklımdan silmiştim. Odaya girdim. Gelinlikle bana bakıyor, Sevda'nın aynısı kuşağı uzattı. "Bu görev senin" dedi. Erkek kardeşleri yoktu. Umut yine yanında. Kız kardeşim olmadığı için bilmiyordum kuşağı bağlamayı. Umut fısıldadı, "iki kere bağla üçüncüde çöz kurdele yap" dedi.

Bağlıyorum arkadan buruk bir ses yükseldi. Bir abla "kimdir hele bu delikanlı" dedi. Anası o gün içimi bir kere daha yaktı ki ne yaktı "kardeşi kim olacak" dedi. "Ailemizden biridir bilmeyen bilsin" diye ekledi Gülcan. "Hediyemi ver abim" dedi. Umut poşeti uzattı. O gün Sevda'nın bana minibüste verdiği hırkayı omuzlarına taktı kapıya kadar gitti.


Anası aldı bağrına bastı "kızım neredesin bak bacın gelin gidiyor, sen neredesin kuzum" diye kapının önünde yığıldı kaldı. Elim belimde her an sıkmaya hazırım. Damat koştu, "abim kafana değil havaya havaya" diye bağırıyordu. Damat Umut'un kardeşi. Sessizlik oldu, ölüm sessizliği.

Namlu şakağımda, annesi ve babası yalvarıyorlar, "bir evlat kaybettik ikinciye dayanamayız yapma" diye. Gülcan yalvarıyor "etme abi sen sevdanın hatırasısın, bizi bir kez daha yakma, hani sözün hani yeminin" diye. Tam şehadet getiriyordum ki bir an durdum. Emniyete aldım silahı, belime koydum. Mezarlığa gittim. Dedim ki 'Bir işaret ver geleyim yanına, bir şey olsun ne bileyim yaprak kımıldasın, yer sallansın.

Olmadı olmadı işte, sevdiğim beni yanına istemiyordu. Bir kez daha yemin ettim. Haram diye sevdadan vazgeçmektir aşk dedim ve ayrıldım mezarlıktan. Sevdam ve aşkım mesleğim oldu. Bir başkasını düşünmedim, düşünemezdim de Sevda'nın yerine koyamazdım kimseyi. Bu aşkıma ihanet olurdu. Sadece susuyorum. İçimde fırtınalar kopuyor, "insan sadece susayınca mı susar? Aşka susar, özleme susar, sevdaya susar, bazen de kendisini anlayanı olmayınca susar be ustam" demişti.


Nereden bilebilirdim ki dostumla son kez konuştuğumu. Bana son defa içini döktüğünü. Ertesi gün nereden bilebilirdim ki onunla omuz omuza çatışmaya gireceğimizi, şehit olacağını nereden bilebilirdim ki. "Ah be ustam ah" gidişin içime kor ateş gibi düştü.

Koca on dokuz yıldan sonra Sevda'na kavuştun. Sonsuza dek hiç ayrılmayacak şekilde hem de. Şimdi ikinizde mutlusunuzdur eminim. Bu yaşanmışlığı hiçbir zaman unutamadım ve hayatım boyunca yaşadığım en acı olaylardan birisi olarak hep sol yanımda kalmaya devam ediyor...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Güngör Ayar Deveci - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberleri | Gaziantep Son Dakika Haberleri | Yerel Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberleri | Gaziantep Son Dakika Haberleri | Yerel Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (532) 212 02 41
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2020 lira olarak açıklandı. Siz bu rakamı yeterli buluyor musunuz ?