Son Dakika Haberleri

Uyanan Kadınların 8 Mart’ı

Hadi hep birlikte 162 yıl öncesine gidelim. Newyork’taki Tirangle dokuma fabrikasında kadın, erkek, çocuk herkes günde 16 saat çok zor koşullarda köle gibi çalışmaktadır. Kapitalizmin ilk hamlelerini oynadığı bu yıllarda, işçi kadınları harekete geçmeye zorlayan iki etken olmuştur.

Birinci etken, günde 16 saat çalışan kadınların çocuklarıyla hiç ilgilenecek zaman bulamaması, ikinci etken erkeklerle aynı işte eşit koşullarda çalışan kadınların, erkeklerden daha düşük ücretler alması olmuştur. 8 Mart 1857’de Tirangle dokuma fabrikasında çalışan 40 bin kadın işçi o güne kadar ki en büyük kadın eylemini başlatmış oluyorlar. Polisler eylemi durdurmak için kadınlara saldırıyor ve fabrika yönetiminin de desteğiyle kadınları fabrikaya kilitliyor.

Bu sırada fabrikada çıkan yangında tam 129 kadın yanarak can veriyor. Olaya ABD basınında neredeyse hiç yer verilmiyor. Hatta polis ve fabrika yönetiminin bu insanlıkdışı tavırlarını halktan gizlenmeye çalışılıyor. Buna rağmen ölen kadın işçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katılıyor.

Kapitalizmin ve ataerkil zihniyetin sınır tanımayan bu zorbalığına rağman kadınlar, mücadele etmekten vazgeçmiyor ve 1907 tarihinde Studgard’da Birinci Uluslararası Kadın Konferansı düzenleniyor.  Bundan sonraki yıllarda, birçok ülkede eş zamanlı olarak yapılan eylemlere çalışma koşullarının iyileştirilmesinin yanında seçme ve seçilme hakkı talepleri de ekleniyor. Maalesef ki bütün mücadelelere rağmen, söz konusu yıllarda hiçbir ülkede kadına seçme ve seçilme hakkı verilmiyor.

Uluslararası anlamda ilk Emekçi Kadınlar Günü 19 Mart 1911’de “barış, eşitlik ve özgürlük” ilkeleri doğrultusunda “kapitalizm, emperyalizm, militarizm ve cinsiyetçiliğe” karşı gerçekleşiyor. Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de gösterilere katılan on binlerce kadın, seçme ve seçilme haklarının yanısıra; kadınlara iş ve mesleki eğitimin verilmesi ve çalışma alanlarında kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasını talep ediyorlar. Dünyanın farklı yerlerinde, farklı kadınlar aynı zihniyetin yarattığı ve büyütmeye çalıştığı ortak sorunlarla mücadele ediyorlar.

Düşünsenize ırkıyla, diliyle, göz rengiyle farklılığını üztünlük olarak nitelendiren bu ayrı ulusların tek ortak noktası, kadına atfettikleri değer olarak karşımıza çıkıyor. 1911’den sonra Hollanda, Fransa ve İsveç’te anılan Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün gündemi her an patlak vermesi muhtemel olan dünya savaşıdır.

1921’deMoskova’da gerçekleştirilen Üçüncü Uluslar arası Kadınlar Konferansı’nda Dünya Emekçi Kadınlar Günü, grevde yaşamını yitiren 129 kadın işçinin ve şubat devriminin fitilini ateşleyen Petrograplı işçi kadınların anısına 8 mart olarak kararlaştırılıyor. İzleyen yıllarda kadınlar yalnızca kadını konu alan sorunları dile getirmekle kalmıyor, ülke ve dünya gündeminde gelişen olumsuzlukları da protestolarına konu ediyorlar.

8 Mart 1937’de İspanyalı kadınlar faşist Franko Yönetimini, 8 Mart 1943’te İtalyalı kadınlar Musolin Yönetimini, 1940’ta Avrupalı kadınlar askere göndermek istemedikleri çocukları için 2. Dünya Savaşını, 1960’ta ABD’li kadınlar askere göndermek istemedikleri çocukları için Vietnam Savaşını protesto ediyorlar. Kadınlar mücadeleyi, dünya barışı ve  adalet için verirken erkek evlatları, kocaları ve erkek kardeşleri için de vererek dünya sorunlarını sırtlıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını nihayet 16 Aralık 1977’de kabul ediyor. Ancak Birleşmiş Milletler 8 mart’ı kadınların mücadele günü olarak göstermekten geri durarak, ilgili kararında günün tarihçesine değinmiyor. Çünkü değinirse kadınlara yapılan zorbalıkları kabul etmiş sayılacağını çok iyi biliyor.

Size soruyorum, Birleşmiş Milletler’in veya herhangi birilerinin bu tarihçenin gerçeklerini görmezden gelmesi, kadın mücadelelerini durduracak mı? Bence hayır. Aksine körükleyecek çünkü, yapılan haksızlığın görmezden gelinmesi, inkar edilmesi ve hatta sürdürülmesi insanı hak arayışına mecbur bırakır. Bir insanı ya da gurubu ne kadar bastırırsanız; adaletten, eşitlikten ve sahip olması gereken diğer haklardan mahrum bırakırsanız cesurca mücadeleler ve başkaldırılarla dönüş alırsınız.

Kapitalist dünyanın, ataerkil zihniyetin ve çarpık adalet sisteminin çatısında yaşanan veya hala yaşanmakta olan her türlü adaletsizliğin farkındayız. Her türlü engele rağmen adaletsizliğe tepkimizi koymaktan geri durmayacağız. 8 Mart bir çiçeğe, bir hediye paketine ve vitrinlerdeki indirimlere indirgenecek bir anma değildir. Kadınların mücadelesini, cesaretini ve başkaldırısını simgeleyen bir anma günüdür.

Saygılarımla, özgür kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Öztürk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberleri | Gaziantep Son Dakika Haberleri | Yerel Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberleri | Gaziantep Son Dakika Haberleri | Yerel Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (532) 212 02 41
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2020 lira olarak açıklandı. Siz bu rakamı yeterli buluyor musunuz ?