Körler ve İktidarlar

Yıllar önce Micheal Foucault kulağıma şöyle fısıldadı: iktidarlar varlığını ve baskın gücünü daima hissettirmek için sizi sürekli gözetim altında tutacaklar. Niye yalan söyleyeyim ki! Pek ciddiye almadım. Ünlü Fransız filozof’un söylediklerinin 17. ve 19. yüzyılın Avrupa’sını(daha çok Fransa’yı) kapsadığını düşünerek zihnimle aptalca bir oyun oynadım.

Hafızama gözetimin yalnızca hapishaneler, hastahaneler, okullar ve tımarhaneler için söz konusu olduğunu yazarak, sokaklarda yanıp sönen kameraları, dinlenen telefonları, her adımımı kaydededen sistemleri ve bir türlü vazgeçemediğim teknolojik cihazları görmezden gelmiştim. Zaman ilerledi ve açık konuşmak gerekirse beni kabul etmeye yanaşmadığım tüm gerçeklerle tokatladı.

Kendim uyandım dersem, baskın güce haksızlık etmiş sayılırım. Baskın güç, baskısının dozunu kaçırıp, uyuşturduğu ve uçtuğunu zanneden sefil bedenimin içinde gizlenen, esir ruhumu alışılmadık derecede sıkmaya başladı. Ruhumun acısıyla bedenim uyandı ve bilincim aklımın ışığına tekrar uğradı. Korkuları üzerine çeken karmaşıklığın orta yerinde Jose Saramago’yla tanıştım.

Saramago bana iki parçaya ayırdığı bir hikaye anlattı. Portekizli yazarın dilinden dökülen kitaplarla kafam daha çok karıştı; kendimi, içinde yaşadığım toplumu, devleti ve dünyanın kusursuz gibi görünen düzenini sorgulamaya başladım. Saramago, Körlük kitabında “insan aklı, kendi yarattığı canavarlara teslim olacak kadar ileri gidebiliyordu” dedikten birkaç yıl sonra Görmek kitabını yazdı. Hikayenin devamında teslim olduğu canavarlarla artık mücadele eden aynı güruhtan söz ediyordu.

Saramagonun deyimiyle şu an hepimiz körüz ve körlüğümüzün hiç farkında oladan yaşıyoruz. Hepimizin hayatları aynı, planları aynı, düşünceleri ve ahlak anlayışı aynı. Çünkü sırtımızı yasladığımız ortak bir düzen veya sistem var. Düşünsenize, öyle bir düzen kurulmasına izin veriyoruz ki, bu düzeni eleştirdiğimiz yada çarpık düzenin parçası sayılan tek bir halkayı kopardığımız zaman yok olmakla yüz yüze kalıyoruz.

Bizim çıkarımızaymış gibi görünen ama aslında iktidardakilerin çıkarları doğrultusunda inşa edilmiş bu düzeni oylarımızla değiştirip eleştirebileceğimizi zannettiğimizde düzen önümüze içi boşaltılmış hukuk, demokrasi, adalet, eşitlik, yaşama hakkı, insan hakları, seçme ve seçilme hakkı gibi teoride ölümsüz olan ama şartlara göre hiçliğini de yaşayabileceğimiz kavramları, dokunduğun an patlayacak olan bir bomba gibi önümüze-çok yakınımıza bırakıyorlar.

Biz, bunlar çok yakınımızda olduğu için sahip olduğumuzu zannederek, gerçekten dokunmak istediğimiz zaman bir alarm devreye giriyor ve bombanın patlaması için geri sayım başlıyor. İşte yok oluşumuza sayılı zamanlar kaldığında sahip olduğumuzu zannettiğimiz bu haklara gerçekten sahip olmadığımızı ve bunlara sahip olmamızın birilerinin bireysel çıkarlara ters düştüğünü nihayet anlıyoruz.

İktidara göre bize teoride ve hukuk kitaplarında gösterilen bütün haklara gerçekten sahip olsaydık ilerleyişi sağlayan düzen bozulur ve ortada devlet diye bir şey kalmazdı. Peki, devletin varlığı diye bir şey mi kalmazdı, yoksa birilerinin bireysel çıkarları diye bir şey mi kalmazdı?

Devletin varlığı yada sürdürülebilirliği için herşey mübahtır diyenler, kendi çıkarları için herşeyin mübah olduğunu düşünüyor olabilirler mi?

Sadece teorik anlamda yaşayan, inandığımız ve bize güvende hissettiren, hatta toplumsal yasalar da dahil olmak üzere, herşey bizi sınırlarımızda tutmak ve dizginlemek için olabilir mi?

Belki de asıl kaos özgürlük adı altında sahip olduğumuzu zannettiğimiz bütün haklara gerçekten sahip olduğumuzda başlayacaktır!

Toplumsal düzen olarak nitelendirilen bu sistematik yapının bozulması pamuk ipliğine bağlıdır. Belki de Saramago çok haklı, hepimizin medeni giysilerimizin altında, bastırıldıkça büyüyen hayvani ve ilkel güdülerimiz kesin yaptırımları olan sistem işlevini kaybettiğinde patlamak için hazır bekliyor.

Mevcut düzene ve sisteme karşı sesini çıkarmayan ve olumluyormuşçasına halinden memnun bir vaziyette yaşayan vatandaşlara karşı sonu olmayan bir kayıtsızlık içinde olan iktidar, bu kayıtsızlığın yaratmış olduğu mevcut düzenin, gerçek yüzü olan karmaşıklığın, meydana getirdiği herhangi bir kaos sonucunda uyuyan kitlelerin uyandığını görünce aynı kayıtsızlığa devam edebilecek midir?

Yani uyanan kitlelerin bilinçli iradeleriyle, kendilerini kaosa sürükleyen mevcut düzeni ve sistemi değiştirme gayretleri iktidar tarafından nasıl algılanacaktır?

Değerli okuyucularım sizde anlamışsınızdır ki bu kısa yazıyı Saramago’nun Körlük ve Görmek kitaplardan esinlenerek yazdım. Yazarın alıntıları olduğunu özellikle belirttiklerim dışındaki tüm ifadeler benim kendi analizlerimdir. Aslında tek hikayeden oluşan bu iki kitabı düzen, ahlak ve bilinç olarak üç kategoride analiz ettim. Sizlerle yalnızca düzen ile ilgili analizimi paylaştım.

Saygılarımla, özgür kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Öztürk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberleri | Gaziantep Son Dakika Haberleri | Yerel Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberleri | Gaziantep Son Dakika Haberleri | Yerel Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Gaziantep Markaları

Gaziantep Haberleri | Gaziantep Son Dakika Haberleri | Yerel Haberler, Gaziantep ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 212 02 41
Reklam bilgi

Anket Size göre Gaziantep pahalı bir şehir mi?